16 Ekim 2012 Salı
BEŞ BIYIKLI MUŞMULA
Daha adını anar anmaz ağzım buruşmaya başladı bile. Çocukluğumda, şimdiki 1. boğaz köprüsü ayağının olduğu yerlerde bu ağaçlardan bolca vardı. Biz o zaman bu ağacının meyvesinin muşmula olduğunu bilmez, daha olmamış ham haliyle onu töngel niyetine yerdik. İşte şimdi içimin bir hoş olup dudaklarımın buruşması bundandır. O yaşlarda bu meyvenin çürümeye yakın bir kıvama geldiğinde ancak yenilebilir olduğunu bilmiyorduk.
Hem bilsek de olgunlaşmasını hatta çürümeye yüz tutmasını beklemek için o kadar bekleyecek uzun ve sabırlı bir çocukluğumuz olmadı hiç. Ne malum, muşmula ağzımıza layık hale gelsin diye beklerken bir de bakmışız ki çocukluk çağımız bahçe çitini aşıp asfalttan ara sokakların kaportacılara doğru açılan tarafına doğru basıp gitmiş.
Halk arasında beşbıyık olarak da tanınır. Bu ismi ağız kenarlarından dışarıya doğru sarkan beş adet bıyıktan alır. Çocuğunu öperken yanaklarını inciten bir babanın bıyığı gibi muşmula sevenler ona nasıl yaklaşacaklarını ve neresinden nasıl öpeceklerini kestiremezler.
İlk ısırışta sizi hemen kapı aralığında buruk bir tat karşılar. Gülgiller familyasındandır. Sanki gül olma hevesi kursağında kalmış bir çiçeğin kaderine razı oluşu gibi mütevekkil duruşu vardır.
Böbrek hastalıklarından dizanteriye, kan dolaşımını ayarlamasından mide hastalıklarına kadar birçok hastalığa iyi geldiği söylenir. Hatta anne karnında ceninin düşmesini önleyici bir tarafı olduğu da yaygınlıkla kabul edilir.
Ben hiçbir meyveye bir ilaç gibi yaklaşmadığım için işin bu tarafıyla öyle çok ilgili olduğum söylenemez.
Meyveyi bana sağladığı faydadan dolayı değil, karşılıksız, sadece meyve olduğu için severim. Bu sevgimi ona uzaktan laf atıp yakından okşayarak değil yanaklarını dudaklarını ısırarak göstermedikçe hiçbir şey anlamamış olurum.
Bıyıkları, bol çekirdeği(beş çekirdeği vardır) ve geç olgunlaşması sebebiyle öyle mevsimi iple çekilip yolu çok gözlenen bir meyve olmadığı için tezgâhlarda sıklıkla görülmez. Soğuk havayı seven muşmula kış aylarında bir ya da bir buçuk ay kadar şöyle bir görünür sonra birden ortadan kaybolur. Kim bilir belki de uzun bir süre kaybolduktan sonra tekrar çıkagelmesinden dolayı bir temenni olarak ona "töngel" yani "döngel" ismini uygun görmüştür halkımız. Şimdinin çikolata lezzetine alışkın çocukları ne anlar ne de tanır bu muşmula tadını. Hep dudakları öne doğru emekleyen hiç ağzı buruşmayan çocuklar annelerinden muşmula istemeye uygun bir dil bile geliştiremezler. Muşmulanın mayhoş tadını türkülerde de hissetmek mümkün.
Burdur dolaylarında yaygın bir türkü muşmulaya nasıl davranmamız gerektiğini de hatırlatıyor: " Bahçelerde muşmula/ Dallarını taşlama/ Kız oğlanı görünce/ Ağlamaya başlama" Burada asıl olan sevdiği oğlanı karşısında gören kızı ne yapıp edip ağlatmamak. Sevdiğine yanık kızı ağlatmamaya nereden gidilir?
Kabalıktan sakınıp nezaket sofrasına kurularak elbette. Bunun ilk adımı bahçedeki muşmulayı elle nazikçe koparmak varken taşlayarak düşürmeye kalkmak gibi bir hoyratlığı akıldan bile geçirmemektir.
Muşmula sabrı göstermeyenler muşmula hoşnutsuzluğunu çehrelerine yansıtırlar. Şayet hamken 'piştim' havasına girerse insan yüzü kendisini yalanlar. Abus bir çehreyle didişir durur. Bilgelik yaşlılık olmasa da kişi yaşlandıkça bilgeleşir. Hayatın çile ve ıstırapları insanı muşmula olgunluğuna ulaştırıp kemalat seviyesine yükseltir. Ömrün dört mevsim olduğunu sayarsak, sabır timsali kamil insanlara da kişi ancak ömründe bir kez rastlayabilir. Tıpkı semt pazarında gözlerinizle aradığınız muşmula meyvesi gibi. Ya gelmiş ve hemen gitmiştir. Ya da gelmeden dalında bitmiştir. Siz geçen kıştan kalma damağınızdaki tatla nafile dolaşır durusunuz. Hayat aşağı yukarı böyle bir çeşninin peşinde biteviye dolanıp durmak değil midir zaten.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder